TAŞINIYORUZ

Bundan sonraki yazılarımıza www.bizimlegez.com adresinden devam edeceğiz. Sizi de sitemizde görmeyi çok isteriz.


Sarıyer Büyükdere & Villa Park Çay Bahçesi & Takanik Balık Lokan

Sarıyer Büyükdere Kahvaltı

Uzun ve yoğun geçen finallerin ardından ne zamandır özlemini çektiğimiz Boğazda kahvaltı keyfiyle güne başlamak istedik. Bugünkü ilk durağımız daha öncede bahsettiğim Sarıyer Büyükdere’de yer alan kahvehanelerde (Sarı’nın Yeri’nde) kahvaltıydı.
Kahvaltımızda Beşiktaş Kovan’dan aldığımız simit, Trakya peyniri, Çokokrem,  minik minik peynir çeşitleri, tereyağı ve reçellerden oluşan kahvaltı seti vardı. Kahvaltıdan sonra da keyif çayları eşliğinde bir el tavla attık. Galibi söylemeyelim birilerinin gücüne gidebiliyor :)

Ocak ayının ortasında güneşli, sıcak bir günü bulmuşken kaçırmayalım dedik ve Sarıyer’den Yeniköy’e kadar (yaklaşık 7 km :)) yürüdük. Sarıyer-Yeniköy hattında genişletilen ve düzenlenen yaya alanı gerçekten çok hoş olmuş.  Buraya yakın yerlerde oturanlar için güzel bir koşu alanı.

 

Villa Park Kahvehane&Çay Bahçesi

Yeniköy’e geldiğimizde saat  16.00’ı gösteriyordu akşam yemeği için biraz erken olduğunu düşündüğümüzden  Yeniköy’de Irak Konsolosluğu’nun karşısında bulunan Villa Park
Kahvehane  ve Çay Bahçesi’ne gitmeye karar verdik.

Adından da anlaşılacağı üzere biraz çay bahçesi- kafe gibi biraz kahvehane gibi.  Bahçe ve giriş kısmı sanıyorum kafe olarak tasarlanmış, girişin yarım kat üstü ise kahvehane gibi.

Mekanın manzarası ve dekoru güzeldi, hatta şömine bile vardı ama servisi yapan elemanın davranışları soğuk geldi. Uzun süre durmadığımız için çok detay yazamayacağım ama ileride yeniden gidip daha detaylı bir izlenim yazabilirim. Fiyatları ise kahvehane fiyatı gibi değil, kafe fiyatı gibiydi. :) Bir de oyunlar ücretliydi.

Takanik Balık Lokantası

Son durağımız ise Takanik Balıkçısı. Villa Park ile aynı cadde üzerinde aralarında 100 m. var diyebiliriz.   Takanik Balıkçısı’nı keşfetmem ise bir iki ay önce bir balık krizi geçirme esnasında yeni bir yer ararken bulmuştum internette, yolumun düşmesiyse ancak bugüne kısmet oldu.

Takanik Balıkçısındaki menümüz ise Balık Çorbası, Balık köftesi, Izgara Levrek ve Mevsim Salata.

Önce ekmek sepetimiz,salatamız ve turşularımız geldi.


Ekmek sepetimiz de güzel bir ayrıntı olarak mısır ekmeği de vardı, biraz kurumuştu ama yine de güzeldi.

Daha sonra bizi çok bekletmeden Balık Çorbası geldi. İlk defa Balık Çorbası tattım-tattık. Biraz tedirgindim başlamadan önce ama çorba öyle güzelmiş ki, tattıktan sonra neden daha önceden içmedim diye düşündüm. Her yerde böyle mi yapılıyor yoksa burası mı çok güzel yapıyor o kısmını bilemiyorum ama Takaniğe uğrarsanız tavsiye edebileceğim lezzetlerden.

Ben karnımı çorbanın yanında mısır ekmeğiyle baya doyurduktan sonra Balık Köftem geldi.
Görünüş olarak hiç hayalimdeki gibi değildi Balık Köftesi, bu durum tatmadan önce, biraz önyargı sahibi olmama sebep oldu ama köfteyi tatmamla fikirlerim değişti çok güzel pişmiş ve yumuşacık bir köfteydi.  Ben köfteye başlarken Esra’nın levreği geldi. 

Levrek nasıl bir sosla marine edilmişse artık daha önce başka bir şeyde bulamadığım bir tattı. Bizim evde yaptığımız balıklarda yaşadığımız kuruma sorunu bu balığın kenarından bile geçmemiş. Tam kıvamında şahane pişmişti.

Fiyatlar Levrek 12 TL, Balık Köftesi 6 TL iki kişi 30 Lira civarında ödedik.

Biz Takanik Balık Lokantasının Yeniköy şubesine gittik ama yakın bir zamanda Arnavutköye de bir  şube açmışlar.

 

 

Has Ekmek Fırını

HAS EKMEK FIRINI

 

Çengelköy’e her gidişimizde neredeyse mutlaka uğradığımız yerlerdendir Has Ekmek Fırını. Çınaraltı Çay Bahçesi’ne girilen sokaktan bir sokak önce, köşededir.

 

Fırından yeni çıkmış, sıcak simit bulma ihtimaliniz çok yüksek, tabi biraz sırada bekleme koşulu ile. Simitleri çıtır çıtır, ama diğer simitlere göre ufak, o yüzden  2 tane simiti çok rahat yiyebilirsiniz.

(Bir de minik ekmekle pide karışımı ürünleri vardır, onlarda güzeldir)
 

Şimdiye kadar hiç çekmemişiz fotoğraflarını, bir dahaki Çınaraltı’na gidişimizde mutlaka çeker eklerim (:

Darüzziyafe

DARÜZZİYAFE

 

Süleymaniye Camii’nin yanındaki tarihi kubbelere yerleşmiş bir Türk Mutfağı, Darüzziyafe.

 

Bahçe kapısından içeri girdiğinizde geniş bir avlu sizi karşılıyor, iç kısımda ise kubbelerden dolayı yüksek tavanlar buram buram Osmanlı mimarisi kokuyor. Bizim gittiğimiz dönemde hava soğuk
olduğu için biz içeride oturmayı tercih ettik.

 

Gitmeden önce yaptığımız kısa araştırmada Yufkalı Darüzziyafe Köftesi’nin mutlaka tadılması gereken lezzetlerden olduğunu okumuştuk. Genelde yemeğe gittiğimizde Akif oranın meşhur olan yemeğini yerken ben nasılsa Akif’inkinden tadarım diyerek, biraz da kendimi feda ederek farklı tatlara yönelirim. Yemek seçimi için garsondan yardım alırken garson Yufkalı Darüzziyafe
Köftesi’ni öyle bir anlattı ki bize, bu sefer tatmanın yetmeyeceği konusunda ikna olarak bende köfte yedim.

 

İyi ki de yemişim (:

 

Darüzziyafenin köftesi 3 çeşit kıyma (tavuk kıyması, dana kıyması, koyun kıyması) ile yapılıp, yufkaya sarılıyor sonra da ızgarada pişiriliyor, içindeki şamfıstıkları çok ince kıyılmadığından tadını alabiliyorsunuz kıymayla olan uyumu ise gayet güzel. Pilav ve patates püresi ile servis yapılıyor. ( Kullandığımız fotoğraf makinesini o dönem yeni elimize aldığımızdan, fotoğraflar biraz karanlık ve net değil, bir dahaki gidişimizde çok daha iyilerini çekeriz :)  )

 

Köftenin yanına benim tercihim portakal şerbeti olurken, Akif ayran içti.

Portakal şerbetinin tadı, eğer buruk tatları seviyorsanız hoşunuza gidecektir. Ayran ise yayık ayrandı, tadı da güzeldi, itiraf etmek gerekirse köfteye de daha çok yakışmıştı.

Darüzziyafe’de kola, hazır meyve suyu gibi zararlı, vitamin değeri açısından boş içecekler bulunmuyor. Şerbet, bitkisel çay ağırlıklı bir içecek menüsü var.

Yemekten sonra Kalmuk Çayı ve Türk Kahvesi içtik. Türk Kahvesi bol köpüklü ve güzeldi.Kalmuk çayını ilk defa içtim. Efelek otu, labada ile yapılan içinde de bolca karabiber olan bir çay. Karabiberden dolayı çok acıydı, pek sevemedim-içemedim.

Bir de ek olarak Fukara keşkülü çok güzelmiş, fakat biz gittiğimizde bilmiyorduk bir daha ki gidişimizde mutlaka deneyeceğim.

Fiyatlara gelince Yufkalı Darüziyafe Köftesi 12 YTL, Portakal şurubu 3 YTL, Fukara keşkülü 8,50 YTL (2007 yılı fiyatları ile (: )

Son olarak yemekleri, güler yüzlü garsonları, güzel mimarisi nedeniyle yeniden gidilebilecek yerler arasında Darüzziyafe.

Anadolu Kavağı

Anadolu Kavağı İstanbuldan kaçışın adıdır. Sadece 15 dk.lık bir motor seyahatiyle şehrin kalabalık ve kirliliğinden mavi ve yeşilin kucaklaştığı bir balıkçı kasabasına varmak rüya gibi birşey.


Önce yol ile başlayalım. Biz Anadolu Kavağına gitmek için sarıyerden kalkan motorları kullanıyoruz. Bunun yanında kavacıktanda özel halk otobüsleri anadolu kavağına gitmektedir. Detayları www.ido.com.tr ve www.iett.gov.tr adreslerinden alabilrisiniz.
Biz gelelim anadolu kavağından bahsetmeye. Motordan indiğinizde sizi balık lokantaları karşılamakta. Henüz sahildeki balıkçıları deneme şansımız olmadı biz iner inmez gözümüzü yükseklere dikip tepedeki kale harabelerine çıkıyoruz. Kale dediysek öyle ümitlenmeyin ilgisizlikten bir burcu ve 3-5 metre duvarı kalmış bir harabe ama manzarasına diyecek laf yok.
Kaleye çıkmak için öncelikle dik ve yorucu bir tepeye tırmanmak gerekiyor. Motordan inince tepenin yolunu bulmak çok zor olmuyor kalabalığın büyük bir kısmı o yöne doğru gidiyor. Yol boyunca elinize diken bata bata böğürtlen yeme keyfinide yaşayabilirsiniz. Tepeye bikaç yüz metre kala normal yoldan ya da tepedeki kafelerin içinden geçerek tepeye ulaşma seçeneğiniz var biz kafe bahçelerinden geçip kayaların arasından çıkmış incirleri tatmayı ve dönüşte soluklanıp bişeyler atıştıracak en güzel manzaralı yeri gözümüze kestirmeyi tercih ediyoruz.
Tepeye vardığınızda masmavi deniz hırçın karadenizin başlangıcı ve uzak istanbul görüntüsü büyülüyor. Ayakta kalmayı başarmış bir parça kale duvarına oturup günün yorgunluğunu atmak çekilen yokuşa değmektedir.
Dönüş yolunda ise gözünüze kestirdiğiniz bir yere oturup balığınızı keyifle yiyebilirsiniz. Kafenin manzarasıda oldukça güzel ve iştah açıcı.

Sarıyer Büyükdere'de Kahvaltı Keyfi

İstanbulda yaşayıp boğazda kahvaltı keyfini yaşamamak için ısrar edenleri anlayabilmiş değilim. Sahile yakın otursam haftada en az 3-4 gün boğazda kahvaltıya giderim diye düşünüyorum. Param yoksa bile termosa çekerim çayımı otururum bir banka.
Daha önce çengelköy çınaraltından bahsetmiştim kahvaltı için bugünse durağımız avrupa yakasında denizini ve dokusunu çok sevdiğim çok kısa bir sürede yaşamanın nasip olduğu Sarıyer Büyükdere. maslak üzerinden hacıosmanı geçip denize buluştuğunuz yer büyükdere kireçburnu arsında bir nokta o kavşaktan sarıyer yönüne devam ediyorsunuz sahil güvenlikten sonra sağınıza balıkçı gemilerini alıp bikaç yüz metre ilerleyin işte size Büyükderenin çay bahçeleri hemen solunuzda.

Sıra Sıra çay bahçelerinin bulunduğu alana uzun bir süre sonunda yeniden gidişimde oturduğum yer hesap öderken farkettiğim eşref saati dizisindeki sarının yeri isimli kahvehanenin bahçesiymiş. Çayları taze servisi güzeldi. Birkaç hafta sonrada ayıp olmasın diye karanın yerine gittik. Sarının yeriyle arasında pek fark yoktu ancak Karanın yerinde üstü kapalı bölüm daha güzeldi. Özellikle yağmurda tavsiye edilecek bir yer.
Fotoğrafları bulabilirsem bir sonraki yazılarımdan birisinde tarihi sarıyer börekçisine değinecem. Afiyetle kalın...


Melekler Dürüm Evi

     Taksimin en sıcak kebapçısına hoşgeldiniz.
Bizim melekler dürüm eviyle tanışmamız kuzenimin istanbula geldiği bir günde kuzenimin kuzeninin tavsiyesiyle oldu (yani baya aktarmalı ve gecikmiş bir buluşma).

Bu buluşmadan sonrada taksimde başka yerde kebap yemek nasip olmadı. Nasıl olsun ki melekler varken başka yere ne hacet efendim.
Gelelim lezzetlere. Menümüz genel kebapçı menüsü; adana, urfa, çöp şiş, kanat ve ciğerden oluşmakta kanat hariç hepsinin dürüm ve porsiyonu mevcut, ben ciğer sevmiyorum onu hiç tatmadım ama diğerleri gerçekten şahane. Bir lezzet yazıyla nasıl tarif şuan tam emin değilim ama tokken bile bir dürümü iştahla götürüyorum desem anlatabilirm diye düşünüyorum.

Efendim başka lezzetli kebapçımı yok neden melekler derseniz mekanın diğer güzel yanı sahipleri Mehmet ve Nuh kardeşlerin sıcaklığı her müşteriyle kendiler mutlaka bir şekilde ilgilenirler yüzlerindede samimi bir tebessümün yok olduğunu hiç görmedim.

Neyse efendim uzatmayalım havaların yavaştan yavaştan soğuduğu şu günlerde gidin sıcak bi ortamda içinizi ısıtın cebinizi yakmadan karnınızı doyurun.

Daha önce bu mekanda çekilmiş fotolarımız yokmuş sanırım yemeklere saldırmaktan fotoya fırsat kalmamış en kısa zamanda yazı güncellenecek ve bikaç tane şahane fotoğraf eklenecektir.

Adres: taksimden istiklale giriyorsunuz ilk sola ordanda ilk sağa dönün işte orda hadi afiyet olsun.

Çiya Kebap ve Yöresel Yemekler

Akif ile birlikte bu seferki lezzet durağımız uzun zamandır gitmek istediğimiz Çiya oluyor. Kadıköy’de bir kebapçı dükkanıyla başlamış Çiya, daha sonra aynı sokakta yöresel yemekler ve kebap bölümü olmak üzere 3 tane yer açmış. İlk restoranda sadece kebap, ikinci de sadece yöresel yemek, üçüncü de ise hem kebap hem de yöresel yemekler var. Bu gidişimizde yöresel yemek bölümünü seçtik. Fakat buraya kebap da istenebiliyor. Ama kebap siparişinde öncelik kebap restoranına tanınıyormuş o nedenle kebaplar biraz gecikmeli geliyor yöresel yemek bölümüne.

Şimdi gelelim yemeklere, ben Keledoş diye bir yemek yedim. Van yöresine ait bir yemek Keledoş.  Kurutulmuş yoğurt, nohut, et, buğday, mercimek, soğandan yapılıyormuş. Yoğurttan dolayı ekşimsi bir tadı var. Helis otu içinde bolca var. Sanırım yemeği farklı yapan da o. Kıtır kıtır yeniyor helis otu olan kısımlar. Helis otunun tadını anımsayamadığım, bilindik başka bir tada benzettim. Genel olarak Keledoş’un tadı fena değildi ama bir dahaki sefere başka bir yemek denerim. Daha sonradan öğrendim ki Çiya’nın yöresel kısmında istediğiniz salataları bir tabağa koyup daha sonra o tabağı tarttırıyorsunuz ona göre de tutarını belirliyorlarmış.

Akif ise Çiyada tadının uzun süre damağında kaldığını belirttiği Çiya kebabını yedi ilk bakışta beytiye benzeyen bir görünümü var çiya kebabının fakat beytide olduğu gibi pideye sarılmıyor sanırım iç kısmı hazırlanıp pişirildikten sonra hamur içine konulup fırında pidesi pişerken etide içinde bulunuyor susamlı pidesi ete ayrı bir lezzet katmıştı. etin içindeki cevizlerde güzel düşünülmüş. çiya kebabındaki malzemeler Bıçak kıyması, ceviz, yoğurt, kaşar, maydanoz, nane, sumak (acısız).


Yemeklerden önce tadına baktığımız içli köfteyi anlatmayıda neredeyse unutacaktık ama ağızda uzun süre güzel bir tat bırakan o içli köfteyi unutmak ayıp olurdu. Çiyaya giden herkes tadına baksın derim tek kusuru bize geldiğinde sıcaklığını biraz kaybetmiş olmasıydı beklide biz fotoğrafını çekeceğiz diye fazla oyalandık ve soğuttuk ondanda emin değilim.

Yemekten sonra asıl konumuza döndük İstanbul’un 100 lezzeti listesinde bulunan Çiyanın kabak tatlısını yedik. Bu herkese tavsiye ettiğim bir lezzet. Kabağın dış kısmı kıtır kıtır ve tahinle servis yapılıyor. Tahin ve kabağın uyumu harikaydı.




Akşam saatlerinde çok dolu oluyor Çiya. Biz 5-6 civarı gittik, gittiğimizde çok dolu değildi fakat kalkmamıza yakın birden doldu. 7 gibi gelenler ayakta masaların boşalmasını beklediler. Fiyatları da normal denilebilecek ölçülerde.

Önce Kahvaltı Sonra Acıbadem

Bugünkü İstanbul gezimizde ben ve Esra'ya Esra'nın kuzeni benim uzaktan baldızım sayılabilecek esrada katıldı. ilk durağımız gitmekten büyük zevk aldığımız Çengelköy Çınaraltı aile çay bahçesi oldu. soğuk bir kış sabahı ara ara kar tozuturken 9:50'de Beşiktaş'tan kalkan motorla Çengelköy’e geçtik. Bu sefer Çengelköy Börekçisi’ni Esra'nın yaptığı mercimek köftesi ve diğer esranın yaptığı leziz poğaçalarla aldattık. Çınaraltı’nı ilk defa bugün bu kadar boş bir anında görme imkanım oldu biz gittiğimizde 7-8 masa doluydu sadece fakat saat 11 sularında kapalı bölümde birkaç masa boş kalmıştı. Bugün orada bir şey daha fark ettim Çınaraltı’nın küçük çayı büyük çay kadar keyif vermiyor bana tadı daha farklı gibi sanki veya bana öyle geliyor. Aslında Çınaraltı’ndan sonra geçeceğimiz yer Kanlıca ve ya Rumeli Hisarı olacaktı ama son anda benim emlakçıya uğrama işim çıktığı için Beşiktaş’a geçtik zaten kuzen esrayı sakin ortamlar sarmadığı için istiklale geçme kararı aldık. İstiklal’e gitmeden önce Beşiktaş’ta uğramadan duramayacağımız bir yer daha vardı ve uğramadan yapamadık. Beşiktaş'tan geçip de Yedi Sekiz Hasan Paşa Fırını'nın tatlı-tuzlu kurabiye çeşitlerinden yememek olmazdı. Bizim bugünkü tercihimiz acıbadem oldu. Bilirsiniz acıbadem öyle her yerde yenmez. Yedi Sekiz Hasan Paşa Fırını'nın acıbademi bu zamana kadar yediklerimin en iyisi. Buradaki günlük acıbademlerin tazeliğini başka yerlerde bulmak zor oluyor ayrıca ağızda anında dağılan ve onuncusundan sonra bile ilk andaki iştahla yenilebiliyor.

Acıbademlerimizi aldıktan sonra son zamanlarda uzun süredir olmadığı kadar sık gittiğimiz istiklale çıktık. güne erken başlamanın ve uykusuzluğun yorgunluğuyla Galatasaray’dan 200-300 metre kadar ilerde sağda olan kallaviye kendimizi zor atık. Tabi kallaviye gitmeden birkaç mağazaya uğradığımız için yorgunluk arttı. Kallavide çaylarımızı yudumladıktan sonra eve dönerken tabi boğazımız hiç durmuyo hamurabiden 2 poğaça bitanede sigara böreği aldık biraz kuru gibiydiler ama günahlarını almayalım o saatte aldığımız poğaça için birgünde sabah gidip denmek gerekir.

PAT-SO 7/24


Bugün Kahve Dünyası’ndan sonraki ikinci durağımız Galatasaray Lisesi’nin karşısında, açılalı çok uzun süre olmayan, Patso. Bu benim Patso’ya üçüncü gidişim öyle menüdeki herşeyden tatma imkanım olmadı ama kumpirinin tatmin ettiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Ortaköy dışında kumpiri kolay kolay beğenmem ama patso benden geçer not aldı. bu arada istiklalde ikitane

 patso var ikisi arasında bir bağlantı varmı bilmiyorum. patsoda tadına baktığım bir başka yiyecekde tavuk döneri. aslında ilk gidişimde arkadaşımla kumpir yemekdi amacımız fakat tavuk dönerin kokusu iştahımı kaparttı ben tavuk döneri seçtim. istiklalde kızılkayalardan sonra tavuk döner yemek istiyeceğim 2. mekan patsodur bundan böyle. ayrıca yeni açılan patsonun dekoruda bir fast food için gayet güzel ve hoş olmuş giriş üstünde 2 katı daha bulunuyor mekanın. biz her gittiğimizde son katı tercih ettik. galatasaray lisesine karşı yemek yeme zevki karşısındaki ayvalık tostçusundan bir alışkanlık olmuş sanırım. patsonun bir güzel yanıda fiyatları kumpir 4,50 ytl kumpir + koladan oluşan kumpir menü ise 5 ytl. gelelim mekanın sevmediğimiz özelliklerine. benim ilk dikkatimi çeken girişin dar ama kumpir kuyruğunun uzun olması insanlar birbirinin üzerinden geçerek üst kata çıkmak zorunda kalıyor, ayrıca yemek yenen yerlerde çok önemli olan wcde burada biraz yetersiz kalmış bunların yanında çayınıda beğenmediğimi söylemek isterim.
benim size tavsiyem patsonun tavuk döner ve kumpirini denemeniz diğer tatlarınıda denedikçe sitemize ekliyeceğiz.